17 Mart 2016 Perşembe
16 Mart 2016 Çarşamba
Olasılık
Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi, sanki hep başkalarının başına gelir de biz uzaktan izlermişiz gibi yaşarken, her an ölebileceğini bilerek değil, ama hatırlayarak, yaşamak ne garip.
Kelimesi tam da bu, bi "garip". Hani hep bilirsin her an her şey olabilir diye ama, olasılığın artması belki de huzursuz eden. Kendim için de değil, en çok canımın içi sevdiklerim için endişe ediyorum. Ne olursa olsun, terk etmeyeceğim bu ülkeyi diyor bi tarafım, sesi kısık diğer tarafım da "Deli olma, kaç kaç kaç...". Ama o sesi kısık taraf da biliyor, benim bir "kaçak" olmadığımı ve onu asla dinlemeyeceğimi.
31 Mayıs-1 Haziran 2013 günlerini düşünüyorum, o ruh halini, o kafayı düşünüyorum, o yokuşu hatırlıyorum,sırt çantamda pansuman malzemeleri, o geniz yakan kokuyu duyuyorum, bir şeylerin değişebileceğine dair içimde açan çiçekleri, o heyecanı; sonra seçimden sonraki akşamı düşünüyorum, yine mi diye bi yandan çöküp, bi yandan umutsuzluğa direnen halimi.
Sonra "o adam"ın haykırışı geliyor aklıma, "bunların hiç biri bir genç kız hayatı etmez!!" diye yüreğinin en dibinden gelen sözleri eden adamı.
Sonra şu fotoğrafa bakıyorum, bir tuhaf oluyor yine içim, acaba diyorum, geleceği bilseler bir şey değiştirirler miydi hayatlarında. Annelerini, babalarını düşünüyorum, içime bir düğüm daha atılıyor, ne yapabiliriz diye düşünüyorum, ne yapmalıydık diye..
Bilmiyorum işte, lanet olsun ki bilmiyorum, ve bu duygudan nefret ediyorum. Bu ara en çok düşündüğüm şey ölüm, ölmek, öldürülmek..hiç korku yok tuhaf bi şekilde içimde, sadece anlatılmaz bir hüzün..Ne yapmalı diyorum sonra yine kendime, lanet olsun ki bilmiyorum. Beni en çok rahatsız eden de bu ya, ne yapacağını bilmemek. Öylece bir sigara yakıp düşünmek.
Üzgünüm demek az. Sözlerle anlatılabilecek bir şey değil ki bu, anlatınca geçecek bir şey de değil. Öyle bir şey işte...
12 Mart 2016 Cumartesi
Sandalye, tahta kurusu, küçük prens(es).
Dıştan sağlam, şahane, parlak görünen ama bakınca görülmeyen ufacık bir tahta kurusu tarafından içten içe kemirilmiş bir sandalyeye oturmayı denediniz mi hiç? En ufak bir dokunuşta ayrılabilir parçalar, sonra bir marangoz gelir, toparlar, sonra bi daha kemirir kuru, bi daha dağılır sandalye, bi daha toplanır, sonra bi daha, bi daha, bi daha..taa ki küçük ama yok edici tahta kurusu temizlenene dek. Sonra öyle bir toparlanır ki sandalye, feriştahı gelse devrilmez, yıkılmaz.
Gerçekler ise şaşırtabilir.
Evet, bazen nasıl göründüğü daha önemli, ama asla unutulmamalı; hiç bir şey göründüğü gibi değil bu hayatta. Herşey hatırlandığı gibi.
Gerçeklerin şaşırtabileceğini hep hatırlamak lazım.
İnsanları (ön)yargılamadan önce, Saint-Exupery'ye kulak vermek sanki;
"Kişi ancak kalbiyle görür; göz hiçbir şeyin özünü göremez".
3 Mart 2016 Perşembe
Dım dım...Dım dım...
Şuraya bir VF EKG'Si koymak gerek aslında durumu anlatmak için, ama in a good way:) İnsan enerjisini yükselten ve yaratıcılığını tetikleyen insanlardan fazla uzağa gitmemeli bence. Öyle yani. :)
19 Şubat 2016 Cuma
Yine gereksiz bir şey yaptım bugün. Düşündüm.
Ben acaba hayatımın hangi noktasında öğrendim, benim gibi olmayan insanlara saygı duymayı? Ve herkesin benim gibi olduğunu "sanma"yı?
İnsanların kendileri gibi düşünmeyen, davranmayan, yaşamayan insanlara bırak saygı duymayı, acımasızca eleştirdikleri, kendi bildikleri en doğruymuşçasına egoların tavan yaptığı bir ortama şaşırıyorum, garipsiyorum en hafif tabirle. Sonra da hiç bir şey söylenmemiş gibi, yüz yüze bakıyorsunuz ya bir de.. Üstelik bu sefer eleştiri oklarının hedefindeki ben bile değildim. Siz ne zaman böyle egoist oldunuz kuzum?
Böyle insanlara, tavırlara alışmak lazım öyle mi? Kimse kusura bakmasın, ben alışamıyorum..Çemberimin içine giren insanlara bakıyorum, hepsinin belki de en belirgin ortak noktası, saygı "duyabiliyor" olmaları. İyi ki
dedim yine bugün kendi kendime, içimden, sessizce..
Zor olmalı aslında bu şekilde yaşamak, kimseyi beğenmeden, en doğru ben, en iyi ben, ben ben ben... Bu yüzden kalabalıklar içinde aslında çok yalnızsınız ya kuzum, ben demekten başkasına yer bırakmadığınız için.
dedim yine bugün kendi kendime, içimden, sessizce..
Zor olmalı aslında bu şekilde yaşamak, kimseyi beğenmeden, en doğru ben, en iyi ben, ben ben ben... Bu yüzden kalabalıklar içinde aslında çok yalnızsınız ya kuzum, ben demekten başkasına yer bırakmadığınız için.
29 Ocak 2016 Cuma
18 Ocak 2016 Pazartesi
"Tanrım sen beni dostlarımdan koru, düşmanlarımla ben baş ederim"

Yani şöyle insanlarla taaa ortaokul yıllarımdan beri karşılaşıyorum, hala "şaşırmamayı" öğrenemedim. Ne zaman öğreneceğimi ben de merak ediyorum:)
3 Aralık 2015 Perşembe
30 Kasım 2015 Pazartesi
Kimse Bilmez
"Bulut geçti, gözyaşları kaldı çimende.."
Bu da öyle bir gün işte, geleceğini bildiğin, oysa gelmesini hiç istemediğin günün yaklaştığını farketttiğin; belki de öyle olmaz diye kendini bile bile avuttuğun günlerden biri.
Hep geleceği bilmek isterdim halbuki, bir zaman makinası olsa hep "-Bi 5 yıl sonra nerde nasıl olduğuma bi bakıp dönsem" derdim. Amacım ne Kassandra gibi kahin olmak(ki Apollon'un ona cezası geleceği bilme yetisini vermek ama bildiklerine kimseyi inandıramamaktı), ne de Prometheus gibi bunu intikam için kullanmak; benimki sadece merak..
Bazen insanların "bilmeme hakkını" korumak lazım, kendininki dahil. 2015'in bana armağan cümlelerinden biri de bu işte.
12 Kasım 2015 Perşembe
İnce Memed.
"Bir kuş bir çalıya sığınır. O çalı da, o kuşu saklar. Memed sana sığındı Ali. Sebep olma."
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




