27 Nisan 2010 Salı

I'm back baby!!!!!!!!!!!!




Hem de öyle böyle değil!!!!!!!!!!!...TUS muhteşem geçti ve bundan sonraki blog hayatıma dermatoloji asistanı olarak devam edicem, demek isterdim:) Ama Eylül'e kadar kronik tusiyer sendromu devam edecek.(Bu arada bu sendromu tanımlayan 13249023425345. tıp öğrencisi/doktoru olarak da tarihe geçicem, belirti ve bulgular başka postta..(evet ders çalışırken kafayı yedim, ne var?:)
TUS o kadar iyi geçmedi madem, eee bu ne sevinç bu kadar ünleme heyecana ne gerek var? Yok işte öyle değil..Sonunda yaşam enerjim, beni ben yapan pozitifliğim, göz bebeklerimin taaaa içinden gelen gülüşlerim, motivasyonum......herşey işte herşey geri geldi! 3-4 sene önce beni terk etmişlerdi, arada sırada uğrama lütfunda bulunuyorlardı ama nihayet hepsine kavuştum! Yok yok aşık olmadım, zaten aşıktım:) Sadece yapmam gerekenlere odaklanıp, değiştiremeyeceğim şeyleri kafaya takmayı ve retrospektif düşünmeyi bıraktım! Bunu nasıl başardım? Secret yapmadım, kişisel gelişim kitapları falan okumadım, yogaya da başlamadım:)) Oldu işte, negatif olan ne varsa aklımda, hayatımda bulanıklaştırmayı başardım bir şekilde..Ve evet gerçekten ama GERÇEKTEN mutluyum artık!
Özlemişim yahu kendimi:))

3 Mart 2010 Çarşamba

My precious ones


My brand new baby (aka Joker EGO'10:) in my bf's hands. Just came from Manchester couple of days ago..I can't wait to try it on my opponents;)

19 Şubat 2010 Cuma

Right here, right now


Herhalde 7-8 yıl oldu Mad Love'ı izleyeli,belki de daha fazla. Drew Barrymore'un ailesinin kendisini intihara teşebbüs ettiği için yatırdığı akıl hastanesinden erkek arkadaşıyla (Chris O'Donnell) kaçış öyküsü. Kafamdaki aşk kavramının belki ben bile farketmeden şekillenmesine neden olan bir sahnesi, dün alakasız bi konuşma sırasında geldi aklıma:
Casey elleriyle Matt'in gözlerini kapatır ve arabayı onun direktifleriyle, ona güvenerek kullanmasını ister. Trust me'dir oyunun adı. Sevdiğinin ellerine hayatını bırakabilme, ona sonsuz, kayıtsız şartsız güvenme, "ama"sız güvenebilme oyunudur, ki cesaret ister, çünkü yanılıyorsan yani yanlış kişiyse sırtını yasladığın, düşüp paramparça olma ihtimalin vardır. Bunu göze alabilmek de değil midir aşk, yolun sonununun nereye çıktığını bilmeden gözün kapalı onunla her yere gidebilmek, acabalar olmadan sonunu düşünmeden ya kafandaki tilkileri ve soru işaretlerini kovalayıp, bir nevi trans haline geçmektir.

Ne demişti Ragıp Bey İsyan Günlerinde Aşk'ta; "Sevdiğine güvenebilmenin lezzeti başka hiçbir şeyde yoktur."

Aşk kaç yıl sürer, ömürlük müdür, sonsuz mu bilemem, ama bana kalırsa anlıktır anlık! Sezen Aksu her bahar aşık olur, belki sen her gün..Şanslıysan aynı kişiye, ya da farklı farklı yüzlere. Seni seviyorum diyen bir sevgilin yalan söylüyor olma ihtimali daha fazladır, "sana aşığım!" diyeninden.

Ve eğer başarabiliyorsan, kollarını açıp rüzgarı yüzünde hissettiğin o an gerçekten ama gerçekten mutluysan, aklında sadece sevdiğin var ve başka hiçbir şey yoksa, nereye gittiğiniz umrunda bile değilse..Lucky you!

2 Şubat 2010 Salı

Yaşın ilerlediğinin dannnn diye yüzüne vurulması!


Doğumunu bildiğim kuzenlerim boyumu geçince hissetmiştim bir de bu duyguyu. Tamam 26 yaş "yaşlandım" demek için biraz erken ama, bu nedir yaaa?
Keşke sen hep bebek kalsaydın Spencer..

27 Ocak 2010 Çarşamba

Erkeklerin kadınları asla anlayamayacağı bazı durumlar vardır..


...ki bunlardan biri de bir ayakkabıya ya da çantaya gözümüzü bile kırpmadan bir servet harcabilme potansiyelimizdir. Üzgünüm ama bu noktada bizim için önemli olan işlevi değil! Bu marka takıntısından çok öte bir durum. Bilmem bunu kendine izah edebilmiş olan var mıdır?
Bir ayakkabıya aşık olup da en iyi ihtimalle belki bir kez giyebileceği halde satın alan ve sadece "ona sahip olma" duygusunun mutlu ettiği ve bundan en ufak vicdan azabı duymayan (ben dahil) pek çok dişi varlık tanıyorum. Zaten maksimumda çalışmayan mantık sistemimiz ayağımızı yerden 6-7 cm kesecek bir nesne karşısında tamamen iflas ediveriyor işte bazen:)

***************



*Canım günlerdir hiçbir şey yazmak,yapmak istemedi. Sadece TUS çalışmaya "çalışmak"la geçirdim günlerimi ki bu çaba eylemin kendisinden bile daha zor.

*8 yıl aileden uzak yaşadıktan sonra "hadi kızım yemek ye!" "O ne öyle üstün incecik!" gibi sözlere alışmak çok zor geldi bir anda. "Ya ben acıkınca yerimm! Üşümüyoruuuummm!" diyerek direnmeyen kalksam da ne fayda, bu diyarlarda geçersiz bu karşılıklar. Onlara belli etmiyorum ama (tabi aşırıya kaçmadıkları sürece:) çok da şikayetçi değilim bu durumdan ehiii:) Birilerinin sen ne yaparsan yap seni seveceğini,düşündüğünü ve kolladığını bilmek güzel şey.. Ama bi süre sonra feci sıkılırım, onu da biliyorum..Hem sınavı hem de yeniden özerkliğimi kazanmak için ders çalışmam lazım yani:)

*Günlerdir kapalı olan hava benim ruh halimle paralel seyretmeyi kafasına koymuş olacak ki bu sabah güneş açmaya karar verdi; perfect timing! :)

*Hadi bakalım o zaman ders çalışmaya devam, bu kadar gevezelik yeter..Arayı bir daha bu kadar açmak yok, söz...

30 Aralık 2009 Çarşamba

I ıh..

İşe yaramıyormuş..
Bir ucundan başlamak gerekiyormuş, o kadar.

25 Aralık 2009 Cuma

Yok sana başlık falan

Çok yorgunum blog, çok yoruldum.. sanki 26 yaşında değil de hayatını yaşamış yemiş içmiş köşesine çekilmesi gereken yaşlı teyzeler gibi hissediyorum kendimi. Klişeleri eleştirirken onlardan biri oluverdim, al işte. Tek farkım erken yaşlanmaktan 17 yaşında şikayet ediyor olmamam. Hoş o zamanlar da öyle bişeyler zırvaladığımı hatırlıyorum.
Yapacak bi ton şey var, düzeltilmesi, başlanması, bitirilmesi gereken.Bende ise en ufak bi kımıltı yok. Enerji yok. Yapmasam da olur türünden her bir şeyi yapıyorum, buraya yazmak gibi, ama acil ve de önemli şeyleri sallıyorum. Sorumlulukları yerine getirmedikçe daha da büyüyolar böyle altında kalıyorum beni boğuyorlar. Onlardan kurtulmanın tek yolu, teker teker gelin uleyyn diyerek birer birer işlerini görmek. Ama nerden başlasam hangisiyle nasıl offf bilmiyorum. Kafa bir iki üç beş yüz milyon, karışık ne kelime..Bişeyi bilmek yetmiyor, uygulamak da gerekiyor tabi, neydi yıllar önce o seminerde gördüğüm ders..hah! Zaman planlaması! Tam da ihtiyacım olan şey. "zaman planlaması yaaappp, önemlileri , önemsizleri acil ve acil olmayan diye tablolara ayıırrr, yazman gerekenleri yazz..."Ulan dalga geçiyorum da işe yarar mı acaba..dur bi yapmayı deneyeyim de, işe yararsa haber veririm.

My favorite song of all times

Just because you feel good
Doesn't make you right


makes me wanna scream,cry,dream,hope,loved..

24 Aralık 2009 Perşembe

Ayrılan "de" istiyorum!




Ayrılması gereken bir "de" ayrı yazılmayıp ,bir de üstüne "çokta" (!!!!!!!!!!) gibi bir imla faciasına dönüştüğünde elimde değil, dişlerim gıcırdıyor, sinirlerim zıplıyor, bunu yapan insanı karşıma alıp omuzlarından tutup sarsmak ve sormak istiyorum: "Ne kadar zor olabilir ya, ne kadar zor olabilir?? Bak, sadece iki tane var, bulunma hali olan "de" ve de dahi anlamındaki "de"; bu kadar basit!!!"
Büyük harfle başlanmayan cümle beni rahatsız etmez, noktalama işaretlerinin nasıl kullanıldığıyla da pek ilgilenmem, ama bu de var ya bu "de", ayrı yazılmayınca sinir katsayım bir anda artıyor, neden bilmiyorum. Facebook'ta "dahi anlamındaki de'yi ayrı yazmayanlara uyuz olanlar" diye bi grup olduğunu gördüğümde çocuk gibi sevinmiştim, yaşasın yalnız değilmişim diye:) Acaba iki tür ikokul öğretmeni mi vardı, bizimkiler "de" leri ayrı yazmayanlara sıfırı basıp, doğru düzgün yazmayı hatalarımızdan ders çıkararak öğrenmemizi mi sağladılar..

Melis Alphan Hürriyet-Kelebek'teki yazısında ne güzel anlatmış:

“Sex and the City”nin bir bölümünde kahramanımız Carrie eski sevgilisinin evleneceğini öğrenir. 25 yaşındaki uzun boylu müstakbel gelin Nataşa, Carrie’yi çatlatacak tüm özellikleri tek vücutta toplamıştır.

Hal böyle olunca Carrie yeni giysilere para sayar ve en güzel haliyle nispet yapmak üzere Nataşa’nın düzenlediği bir yemeğe katılır. Nataşa gelmeyince Carrie önce dibe vurur, sonra Nataşa’nın yolladığı imla hatalı özür notunu görüp zevkten dört köşe olur. “Kadın yazamıyor” diye zevk çığlıkları atan Carrie’nin gözünde Nataşa fıstık gibi de olsa, elinden kaçırdığı adamla evleniyor da olsa değersizdir çünkü imla hatası yapmadan bir kart yazmayı bile beceremiyordur.


Carrie'nin "She can't write!" çığlığı benim de hafızama nasıl yer ettiyse, dün izlemiş gibi hatırlıyorum. Algıda seçicilik bu olsa gerek:) Bir de "can't spell" ciler vardır, işte onlara hiç aklım ermez. Hadi fransızcayı "spell" edemiyorsan anlarım, ağzından çıkan 2 heceye karşılık 18 harf yazmak her yiğidin harcı değil, karıştırılabilir yani ben karıştırıyorum diye demiyorum:) Ama anadilini de adam gibi yazıp, okuyamıyorsan ya IQ'ndan şüphe ederim, ya da ilkokul öğretmeninden..

Üstelik garip ama benim ilişkilerimi de etkiler bu imla kuralları. Eğer bir erkek herhangi bir yazışma ortamında (e-mail,sms..) "de" leri ayrı yazmıyor, herkeZle sohPet ediyor, cep telefonunu şarZa takıp geliyorsa ve ben onunla görüşmeye devam ediyorsam (ki bu neredeyse imkansız) tek bir ihtimal vardır; ona çok aşık olmuşumdur ve bunu düzeltebileceğime olan inancım tamdır:) (Sevgilim bir zamanlar "eylenirken" artık "eğleniyor" mesela; Allahtan aşkın gözü gerçekten kör ve onun da yegane imla hatası buydu:)

Peki neden bu kadar önemli? Dilbilgisi uzmanı James J. Kilpatrick demiş ki:
“İmla sadece dördüncü sınıfta görülen sıkıcı bir ders değildir. İmla disiplinli bir aklın en bariz işaretlerinden biridir.”

Bu kadar basit bir imla kuralına uymayan biri bence şöyle bi insadır falan diye karakter analize girecek halim yok, ama bir gün birine denk gelip de bunca yıllık "kibarlığımın" acısını ondan çıkarırım, onu biliyorum. Bir daha da korkusundan tüm "de"leri ayrı yazar, o olur.

19 Aralık 2009 Cumartesi

Rüyalar gerçek ol(ma)sa

İki gün önce rüyamda siyah Chanel çanta ve YSL ayakkabı almak üzereydim ki..uyandım.(Anca rüyanda alırsın mesajıydı sanırım bu bana, ya da bu arada çok fazla moda blogu okuyorum)

Dün de hayatımda konuşmadığım tek bi kız var, onu göresim tuttu rüyamda. Üstelik hamileymiş de doğurmuş, ben bebeğini seviyorum falan..Off ne alaka anlamadım, ne aklımdan geçti şu son 231243423425342 gündene de onunla ilgili tek bir muhabbet, nerden girer rüyama..Sanırım ben insanlarla küs olmayı sevmiyorum, her ne kadar haklı olsam da,içime dert oluyor, insan sevgisi denen lanet bulaşmış bana bi kere. Annem sağolsun, dememiş ki kızım sana bok atarlarsa sen daha büyüğünü at diye, kötülük yapana iyilikle karşılık ver diye şu dünyada aptal yerine konulmadan yaşayamayacağın bi felsefe yerleştirmiş, ben de onun ekmeğini yiyorum(!) işte. Neyse Allahtan kötülük yapana iyilikle karşılık vermeyi bi 5 sene önce bıraktım:) Yemin ederim, sigaradan, alkolden bile daha beter bi alışkanlık.

Bir de bi garip oluyorum bayadır, uyandığımda rüya mı gerçek mi ayrımına varmam bi kaç dakikamı alıyor. Eskiden arasıra olurdu, şimdi nerdeyse her sabah rüyaların etkisinden kurtulmak için ciddi çaba harcıyorum, kendi kendime "rüyaydı, tamam.." diye telkin veriyorum.

Ulen bilinçaltım, yine ne gizliyosun benden..Neyse yakında ele verirsin nasıl olsa kendini.